Türkiye artık yeni bir siyasi eşiğin önündedir.
Benim “ihanet yasası” olarak nitelendirdiğim düzenleme Meclis’ten geçtikten sonra yapılması gereken ilk iş, milletin hakemliğine başvurmaktır. Çünkü mesele artık herhangi bir kanunun kabul edilip edilmemesinin çok ötesine geçmiştir. Mesele, Türkiye’nin geleceğine hangi anlayışın yön vereceği meselesidir.
Demokrasilerde bunun adresi bellidir: Sandık.
İktidar da muhalefet de kendi tezini ortaya koysun. Bu süreci savunanlar neden savunduklarını, karşı çıkanlar neden karşı çıktıklarını millete anlatsın. Son sözü de Türk milleti söylesin.
Bu nedenle bugün Türkiye’nin ihtiyacı normal takvim içerisinde yapılacak bir seçimi beklemek değil, acil koduyla erken seçimdir.
Çünkü milletin doğrudan iradesine başvurulması gereken zamanlar vardır. Devletin temel meseleleri, millî birlik, terörle mücadele politikası ve ülkenin geleceğini ilgilendiren hayati konularda toplumda derin görüş ayrılıkları ortaya çıkmışsa siyasetin yapabileceği en demokratik hareket sandığı milletin önüne koymaktır.
Sandıktan korkmanın hiçbir anlamı yoktur.
Eğer yapılanların millet tarafından desteklendiğine inanılıyorsa buyurun seçime. Eğer millet bu politikaların arkasındaysa iktidara yetkisini yeniden verir. Değilse Türkiye’nin önünde başka bir siyasi iradenin oluşmasına imkân tanır.
Demokrasinin güzelliği de budur.
Ben yıllardır aynı şeyi savunuyorum: Devlet terör örgütleriyle pazarlık yapan görüntüsüne düşmemeli, millet adına alınacak büyük kararların meşruiyet kaynağı millet olmalıdır. Türkiye’nin kardeşliğe, huzura ve toplumsal barışa elbette ihtiyacı vardır. Ancak bunun yolu milletin hassasiyetlerini yok saymaktan, şehit ailelerinin vicdanını yaralamaktan veya terör örgütlerinin taleplerinin devlet politikası üzerinde belirleyici olduğu kuşkusunu doğurmaktan geçmez.
Barışı da kardeşliği de demokrasiyi de ancak güçlü bir devlet ve millet iradesi yaşatabilir.
Bugün vatandaşın önüne çok açık bir soru konulmalıdır:
Türkiye’nin izlediği bu yeni siyasi istikamete onay veriyor musunuz, vermiyor musunuz?
Bu sorunun cevabını televizyon ekranlarındaki yorumcular, kamuoyu araştırma şirketleri, parti genel merkezleri veya siyasi kulisler veremez.
Cevabı verecek olan Türk milletidir.
Üstelik erken seçim talebi yalnızca bu mesele üzerinden de değerlendirilmemelidir. Türkiye ekonomiden adalete, eğitimden dış politikaya, göçten hayat pahalılığına kadar çok sayıda ağır sorunla karşı karşıyadır. Siyasette güven meselesinin giderek büyüdüğü bir dönemde toplumsal meşruiyeti tazelemenin en sağlıklı yolu yine sandıktır.
Seçim bir kriz değildir.
Aksine demokratik ülkelerde krizleri çözen en önemli mekanizmadır.
Millet karar verdiğinde tartışmaların önemli bir bölümü anlamını kaybeder. Kazanan da kaybeden de milletin kararına saygı göstermek zorundadır.
O hâlde neden bekliyoruz?
Türkiye’nin geleceği konusunda kendisine güvenen herkes sandıktan yana tavır koymalıdır.
Ben bir seçmen ve gazeteci olarak kanaatimi açıkça ifade ediyorum:
Bu düzenlemenin ardından Türkiye’de artık acil koduyla erken seçim konuşulmalıdır. Siyasi partiler hesaplarını, ittifaklarını ve koltuklarını değil Türkiye’nin geleceğini düşünüyorsa milletin önüne sandığı getirmekten çekinmemelidir.
Kim haklı, kim haksız?
Kim millet adına konuşuyor, kimin söylediğinin toplumda karşılığı var?
Bırakalım buna millet karar versin.
Çünkü Cumhuriyet’in sahibi millettir.
Devlet milletindir.
Egemenlik milletindir.
Ve böylesine kritik bir dönemde son söz de yine milletin olmalıdır.
Sandığı getirin, kararı Türk milleti versin.






