
Bir köy nasıl yok olur? Bazen bir barajın yükselen sularıyla, bazen bir maden ruhsatıyla, bazen deprem sonrası alınan kamulaştırma kararlarıyla. Bazen de yıllar süren kuraklık, geçim sıkıntısı ve göçle… Türkiye’nin farklı bölgelerinde nedenler değişiyor, sonuç değişmiyor: Köyler boşalıyor.
Haberciyiz.org’dan Volkan Kahyalar’ın resmi verilere dayanarak hazırladığı habere göre, bugün 66 köyde tek bir kayıtlı kişi bile yaşamıyor; onlarcası ise yok olmanın eşiğinde. Bu araştırma, belgeler, resmi veriler ve tanıklıklar üzerinden Türkiye’de köylerin sessizce haritadan nasıl silindiğini ortaya koyuyor.
RESMÎ KAYITLARDA SORUMLU BULUNAMIYOR
Bir köyün boşaldığını hangi kurumun, hangi ölçüyle saptadığı sorusu büyük bir belirsizlik barındırıyor. İçişleri Bakanlığı’na yapılan bilgi başvurusu, konunun Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yürütüldüğü gerekçesiyle bu kuruma yönlendirildi. TÜİK ise paylaştığı verilerin bir köyün “fiilen boşaldığını” değil, sadece “kayıtlı nüfusunun kalmadığını” gösterdiğini belirtti; çünkü kurum nüfusu ikamet adresine göre sayıyor. Sonuç olarak, bir köyü boşaltan dinamikler ile o köyün boşaldığını kayda geçiren kurumlar farklılık gösteriyor. Gerçekte köylerin ne zaman terk edildiğini izleyen tek bir resmî kayıt bulunmuyor ve sorumluluk kurumlar arasında paylaştırılıyor.
HARİTADA VAR KÜTÜKTE VAR İÇİNDE YAŞAYAN YOK
TÜİK’in paylaştığı 2025 sonu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre, tüzel kişiliği devam ettiği halde tek bir kayıtlı sakini kalmayan köy sayısı 66 olarak kayıtlara geçti. Bu 66 boş köyün 53’ü yalnızca iki ilde yoğunlaşıyor: Şırnak’ta 39, Hakkari’de 14 köy tamamen boşalmış durumda. Geri kalan köyler ise Kars, Bingöl, Siirt, Erzincan, Bitlis ve Muş’a dağılıyor. Şırnak ve Hakkari, 1990’larda güvenlik gerekçesiyle boşaltılan köylerin en yoğun olduğu iki il olarak öne çıkıyor. Otuz yıl önce terk ettirilen bu yerleşimler, bugün resmî kayıtta “ikamet adresi bulunmayan” köyler olarak görünüyor. Ayrıca TÜİK’in ayrı bir listesi, nüfusu 10 ve altına düşmüş 70 köyü daha sıralıyor; bu köylerin üçünde ise yalnızca birer kişi yaşıyor.
BÜYÜKŞEHİR YASASIYLA GÖRÜNMEZLİĞE GÖMÜLEN KIRSAL
Resmî rakamların asıl anlattığı gerçek, neyi saymadıklarında gizleniyor. 2012’de yürürlüğe giren 6360 sayılı yasayla 30 il büyükşehir oldu ve bu illerdeki köyler tüzel kişiliklerini kaybedip mahalleye dönüştü. Bugün Hatay, Malatya, Mard, Diyarbakır ve Van dahil 30 ilde hukuken “köy” diye bir birim bulunmuyor. Bu durum istatistiklere de doğrudan yansıdı: Türkiye’nin kır nüfusu oranı 2012’de yüzde 27,7 iken, 2013’te tek bir yasayla yüzde 13,3’e düştü. TÜİK’in 2025 sonu verilerine göre nüfusun yüzde 93,6’sı il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Bir yer mahalleye çevrildiğinde boşalsa bile bu durum artık köy boşalması olarak kayda geçmiyor. Bugün büyükşehir mahallesi sayılan ama TÜİK’in kendi sınıflamasında hâlâ “kır” olarak işaretlenen yerleşim sayısı 18 bin 720’yi buluyor.
BARAJ PROJELERİ VE KAYBOLAN AİDİYETLER
Köylerin haritadan silinmesinin en görünür nedenlerinden biri baraj projeleri oluyor. Proje bazında yapılan incelemeler; Ilısu, Yusufeli, Reyhanlı, Deriner, Borçka ve Muratlı gibi projeler nedeniyle 2006–2026 döneminde en az 70 köyün tamamen sular altında kaldığını, kısmen etkilenen yerleşimlerle birlikte bu sayının 100’ü aşarak onlarca köyün taşınmak zorunda bırakıldığını gösteriyor. Artvin’in Yusufeli ilçesindeki Çeltikdüzü köyü bunun en sıcak örneğini oluşturuyor. Yusufeli Barajı nedeniyle köy yerleşiminin yarısı ve bahçelerin yüzde 90’ı kamulaştırıldı. Çeltikdüzü Muhtarı Davut Polat, barajla birlikte gelen ikinci göç dalgasında hak sahibi 164 haneden yalnızca 46’sının köyde kalmayı seçtiğini, tarım alanlarının sular altında kalmasıyla tarım ve hayvancılığın bitme noktasına geldiğini belirtiyor.
ACELE KAMULAŞTIRMA VE MADEN RUHSATLARI
Madencilik faaliyetleri de son yıllarda kırsal yerleşimlerin ortadan kalkmasında önemli etkenlerden biri haline geldi. Özellikle 2002 yılından sonra hız kazanan projeler kapsamında çok sayıda köy kamulaştırıldı veya taşındı. Bu süreçte Devlet, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesindeki “acele kamulaştırma” yetkisini devreye soktu. Muğla Milas’taki İkizköy/Akbelen bunun güncel bir örneği olarak öne çıkıyor; kömür madeni için 679 parsel acele kamulaştırıldı ve köyün geçim alanı daraldıkça nüfus çekildi. Tartışmayı kökten değiştiren adım ise 2025’te atıldı: Zeytinlik, orman ve meraları madenciliğe açan 7554 sayılı yasa yürürlüğe girdi. Ardından 5 Mart 2026’da ÇED Yönetmeliği değiştirilerek “ÇED Gerekli Değildir” kararı kaldırılarak karar türleri yeniden düzenlendi.
DEPREM SONRASI EL DEĞİŞTİREN TOPRAKLAR
Üçüncü yol ise afetlerden geçiyor. 6 Şubat 2023 depreminden sonra Hatay ve Malatya’da tarım arazileri, rezerv yapı alanı ve acele kamulaştırma kararlarıyla el değiştirdi. Hatay’da asırlık zeytinliğine el konulan Çiğdem Mutlu Arslan, el koymayı ancak ağaçlar kesilmeye başladığında fark ettiklerini anlatıyor. Kalan ağaçlarını korumak için arazisine kurduğu direniş çadırının kolluk görevlilerince söküldüğünü belirten Arslan’ın valilik ve AFAD’a karşı açtığı hukuki süreçler devam ediyor. Afet sonrası yeniden yerleşimin başka bir yüzü de konutların köy hayatına uymaması oluyor. Malatya Doğanşehir’de planlanan 705 köy tipi konutun bir bölümü teslim edilirken, köylüler hayvancılığı sürdürecek ağıl ve mera alanının kalmaması endişesini taşıyor.
KURAKLIK VE KONYA HAVZASINDAKİ OBRUK TEHDİDİ
İklim krizinin etkisiyle son 20 yılda derinleşen kuraklık ve su kaynaklarının azalması, kırsal yerleşimleri göçe zorluyor. Konya Kapalı Havzası, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı köylerde nüfus birkaç haneye kadar geriledi. Kuraklığın en somut ve tehlikeli sonucu ise Konya Kapalı Havzası’nda yaşanan obruklar oluyor. Prof. Dr. Fetullah Arık’ın aktardığına göre, AFAD’ın kayıt altına aldığı belirgin obruk sayısı yaklaşık 700’e ulaştı ve bunun 550’ye yakını Karapınar bölgesinde bulunuyor. Yeraltı suyunun kontrolsüz çekilmesiyle tetiklenen obruklar artık tarım arazilerine ve yerleşim alanlarına kadar ulaştı. Henüz resmî bir yer değiştirme yapılmasa da halk büyük bir tedirginlik içinde yaşamını sürdürüyor.
EKONOMİK DARBOĞAZ VE HAYVANCILIĞIN BİTİŞİ
Herhangi bir baraj, maden ya da obruk tehlikesi olmayan köylerde ise temel sorun ekonomik geçinememe olarak öne çıkıyor. Yüksek girdi maliyetleri (mazot, gübre, ilaç) ve yetersiz devlet destekleri tarımdan kopuşu hızlandırıyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin açıklamasına göre, çiğ süt-yem paritesi olması gereken 1,5 seviyesinin altına, 1,14’e geriledi. Çiftçi bir litre süt sattığında alması gereken yemin ancak dörtte üçünü alabiliyor. Bu açık kapatılamayınca damızlık hayvanlar kesiliyor, ağıllar ve ardından evler boşalıyor; genç nüfus gidince üretim birkaç yaşlının eline kalıyor.
YÖNTEMLER DEĞİŞİYOR SONUÇ DEĞİŞMİYOR
Köy boşaltma dalgası Türkiye için yeni bir olgu değil. 1960’larda Keban ve Karakaya barajları yüzlerce yerleşimi sular altında bıraktı. En sert dalga ise 1990’larda güvenlik gerekçeleriyle yaşandı ve binlerce yerleşim boşaltıldı. Sonrasındaki Köye Dönüş projelerine rağmen, bugün Şırnak ve Hakkari’deki 53 boş köy bu geri dönüşün büyük oranda kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Geçmişte bir köyü boşaltmak için silahlı güçler gerekirken; bugün bir baraj kapağı, bir maden ruhsatı, bir geçici el koyma kararı ya da bir mahalle statüsü yetiyor. Su, kömür, deprem, kuraklık ve geçim sıkıntısı karşısında nedenler değişse de sonuç aynı kalıyor: Harita, artık daha az ses çıkararak yine aynı yerlerden siliniyor.





