
Al Majalla gazetesi, ABD’de yayımlanan dört önemli kitabı inceleyerek yangınların ardındaki ortak tabloyu ortaya koyuyor. Kitaplara göre iklim değişikliği önemli bir etken olsa da asıl sorun onlarca yıldır doğayla kurulan yanlış ilişki ve orman yönetiminde yapılan hatalar.
ATALARIMIZIN BİLDİĞİNİ UNUTTUK
Dört kitabın da üzerinde durduğu en önemli nokta, insanların yüzyıllardır uyguladığı kontrollü yakma yönteminin terk edilmesi.
Amerikalı antropolog Jordan Thomas, “When It All Burns: Fighting Fire in a Transformed World (Her Şey Yandığında)” adlı kitabında Kaliforniya’daki seçkin orman yangını ekipleriyle sahada geçirdiği zamanı anlatıyor. Thomas’a göre en büyük yanlışlardan biri, yangını tamamen yok edilmesi gereken bir düşman olarak görmek.
Yerli topluluklar ise binlerce yıl boyunca düşük yoğunluklu kontrollü yangınlarla kuru otları, çalıları ve ölü ağaçları temizleyerek ormanları yönetiyordu. Böylece büyük yangınlara dönüşecek yakıt birikimi oluşmuyordu. Ancak Avrupalıların bölgeye yerleşmesi ve 20. yüzyılda her yangının söndürülmesini esas alan politikalar, ormanlarda devasa miktarda kuru bitki örtüsü birikmesine yol açtı. Bugünkü mega yangınların temel nedenlerinden biri de bu “yakıt depoları” oldu.
SORUN SADECE İKLİM DEĞİL
NBC News muhabiri Jacob Soboroff, Firestorm: The Great Los Angeles Fires and the Beginning of America’s New Age of Disaster (Ateş Fırtınası) adlı kitabında 2025 Los Angeles yangınlarını inceliyor.
Çocukluk evini bu yangında kaybeden Soboroff’a göre felaketlerin nedeni yalnızca küresel ısınma değil.
Yangınların büyümesinde dört unsur birlikte etkili oluyor:
• Küresel ısınma,
• Bozulan altyapı,
• Plansız kentleşme,
• Sosyal medyada yayılan yanlış bilgiler.
Soboroff, yanlış bilgilerin afet yönetimini zorlaştırdığını ve kamu kurumlarına duyulan güveni zayıflattığını belirterek, Los Angeles yangınlarını geleceğin şehirlerini bekleyen yeni afet modelinin habercisi olarak görüyor.
HER YANGIN FELAKET DEĞİLDİR
Eski orman yangını gözcüsü ve yazar Philip Connors, “Fire Season: Field Notes from a Wilderness Lookout (Yangın Sezonu)” adlı eserinde yıllarca Gila Ulusal Ormanı’nda edindiği deneyimleri aktarıyor.
Connors’a göre özellikle yıldırım düşmesi sonucu çıkan doğal yangınlar, ölü ağaçları temizliyor, toprağı besliyor, zararlıların yayılmasını engelliyor ve yeni bitki örtüsünün oluşmasını sağlıyor. Hatta bazı bitki türleri, yaşam döngülerini sürdürebilmek için yangına ihtiyaç duyuyor.
ABD’nin onlarca yıl boyunca uyguladığı “her yangını söndür” politikası ise tam tersine büyük yangınların önünü açtı. Çünkü ormanlarda giderek daha fazla yanıcı madde birikti.
YENİ ÇAĞ: MEGA YANGINLAR DÖNEMİ
Kanadalı gazeteci John Vaillant, ödüllü kitabı *Fire Weather: A True Story from a Hotter World (Yangın Havası)*nda 2016’da Kanada’nın Fort McMurray kentini yok eden yangından yola çıkarak dünyanın artık farklı bir iklim dönemine girdiğini savunuyor.
Vaillant’a göre sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte ,ormanlar dev bir yakıt deposuna dönüştü. Bazı yangınlar artık kendi rüzgârını, hatta kendi hava sistemini oluşturabilecek kadar büyüyor. Yazara göre insanlık, fosil yakıt kullanımıyla bu koşulları kendi eliyle hazırladı. Yangınlar artık yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik ve siyasi bir kriz haline geldi.
ORTAK SONUÇ: YANGINI SÖNDÜRMEK YETMİYOR
Dört yazarın vardığı ortak sonuç oldukça çarpıcı: Orman yangınları artık yalnızca doğal afet olarak değerlendirilemez. Bunlar, iklim değişikliği, yanlış ormancılık politikaları, plansız şehirleşme ve insan faaliyetlerinin ortak ürünü.
Yazarlara göre çözüm, yalnızca daha fazla uçak veya itfaiye aracı satın almak değil. Kontrollü yakma uygulamalarının yeniden hayata geçirilmesi, şehir planlamasının gözden geçirilmesi, orman yönetiminin değiştirilmesi ve fosil yakıt bağımlılığının azaltılması gerekiyor. Çünkü bugün yaşanan büyük yangınlar, yıllardır alınan yanlış kararların sonucu olarak görülüyor.
Odatv.com






