Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde, LVMH Başkanı Bernard Arnault ve ailesi hakkında altı bölümlük bir araştırma yayımladı. Dior, Louis Vuitton ve Tiffany gibi markaların sahibi Arnault, yazı dizisinde ailesi, miras planlaması, siyasetçilerle ilişkileri ve iş stratejileri üzerinden ele alındı.
“Kaşmir giyen kurt” ve “Terminatör” gibi ifadelerle anılan 77 yaşındaki Arnault, yazı dizisine LVMH’nin X hesabından yayımlanan üç sayfalık alaycı bir açık mektupla yanıt verdi. Arnault, hakkındaki bazı iddialarla dalga geçerken, bugüne kadar kamuoyunda pek görülmeyen mizahi yönünü de ortaya koydu.
Arnault, bir gün sonra mektubu beğenen ve paylaşan kişilere X üzerinden teşekkür ederek sosyal medyada ilk kez doğrudan iletişim kurdu. Paylaşımların milyonlarca kez görüntülenmesi, Arnault’nun kamuoyu iletişiminde yeni bir döneme girdiği yorumlarına yol açtı.
The New York Times’ın moda başyazarı Vanessa Friedman, Arnault’nun yaklaşımındaki değişime dikkat çekerek, yıllardır “soğuk ve acımasız” bir iş insanı olarak algılanan milyarderin bir anda daha insani ve insanlarla bağ kurabilen bir profile dönüştüğünü yazdı. Arnault’un o mektubu ise şu şekilde;
“Görünüşe göre “Fransa’daki son kraliyet ailesinin” reisi benmişim. Bunu çay arasında Le Monde okurken öğrendim. Haberi WhatsApp’tan alan çocuklarım bundan böyle bana reverans yapmaları gerekip gerekmeyeceğini sordular. Her zamanki gibi basit bir “Günaydın Mösyö” selamının yeteceğini söyledim. Çok güldüler.
Sanırım son haftanın en güzel anı buydu. Galiba Le Monde silaha sarılmaya karar vermiş: İki gazeteci altı aylık araştırmanın sonunda her biri çift sayfaya basılı altı bölümlük yazı dizisi hazırlamış. Dizi tek bir sözcüğü hak ediyor: Teşekkürler. 1984’te Boussac’ı devraldığım günden beri böyle şık bir muameleyle karşılamamıştım. O günlerde bana “Terminatör” diyorlardı. “Son kraliyet ailesi” tabirini tercih ederim. Hem daha zarif hem de Dior’un satışları için daha yararlı. Cevap vermekle bu yazı dizisini tam da peşinde koştuğu ilgiye kavuşturuyor olabileceğimin farkındayım. Yedinci bölüm bu olsun. Üstelik benim imzamla. Yazı disizinden öncelikle çalışma arkadaşlarımın çok zarif ve şık olduklarını, tek birinin bile fazla kilolu olmadığını öğrendim. Bedensel çeşitlilik konusundaki bu eksiğimizden ötürü okurlardan özür dilerim. Pazartesi günü şirket yemekhanesinde bu konuya eğileceğim. Ayrıca Hermès kravatla gelen konukların kravatlarına el koyulduğunu öğrendim. Doğru değil. Kravatlarını çıkarttırmıyoruz. Sadece çaktırmadan asansörde giymeleri için ikinci bir tane veriyoruz. Adabımuaşeret meselesi.
Ayrıca aramızda kalsın, bende de onlardan epey var. İlaveten görünüşe bakılırsa her cumhurbaşkanının kulağına bir şeyler fısıldıyormuşum. İtiraf ediyorum: Mitterrand, Chirac, Sarkozy, Hollande ve Macron’la bağlantım oldu. Halbuki Montaigne Bulvarı’nda köpeğimden başka kimseyle konuşmamam gerekirdi. Bu isimlerin yanı sıra beş Amerikan başkanının, üç İngiltere başbakanının, iki Alman şansölyenin ve bir Japon imparatorun kulağına da bir şeyler fısıldadım. Gelgelelim o fısıltılara dair tek satır yok. Skandal yaratması için konuşmalarımın illa Fransızca mı olması gerekiyor?
Cirosunun yüzde 75’ini Avrupa dışından elde eden bir grup olduğumuz düşünülürse gazetenin yazı işleri işin bu boyutunu ıskalamış gibi. Sırada “iş her şeyden önce gelir stratejisi” var. Fransa’da imal ettiği ürünlerin çoğunu ihraç eden bir holdingin, stratejisinin bir bölümünü ticaret üzerine kurduğunu söyleyerek haber atlatmışsınız. Bakalım daha neler duyacağız? L’Oréal var ya, güzellik ürünleri satıyormuş. Danone gıda sektöründeymiş. Renault otomobil üretiyormuş. Sonsuza kadar uzatabiliriz.
Ama bir konuya dikkat etmekte fayda var. LVMH’nin ürünlerini satmasına kimse bir şey demiyor olsa da öyle istediği ülkeye satış yapamaz! Görünüşe göre, Çin’e ihracat yapan büyük firmalar arasında oradaki rejimin niteliğine dair hesap vermesi gereken bir tek biz varız. Çin’e ihracat yapan birçok Fransız holding, örneğin Çinli havayolu şirketlerine 2 bin 200 uçak teslim eden Airbus sizde böyle bir tepkiye yol açmamış. Devamında medyaya baskı yaptığım söyleniyor. Bu bölümü özel bir dikkatle okudum. Söylenene göre bir günlük gazetenin hissedarlarından biri “damadımmış”. Umarım günün birinde Fransa’daki medya bağımsızlığının sınırları bana hiçbir ironi katılmadan anlatılır.
Böyle bir dersin parasını vermeye şimdiden hazırım. Sırada en sevdiğim kısım var: “Sanat ve vergi kaçırma sevdalısı.” Notre-Dame Katedrali’nin yeniden inşası için 200 milyon euro bağış yaptım. Polytechnique eğitim ve araştırma kurumuna matematik çalışmaları için 50 milyon euro finansman sağladım. Paris ve Fransa için kurduğum Louis Vuitton Vakfı yılda 1.5 milyon ziyaretçi getiriyor. Kültür bakanlığının önerisi üzerine 2003 yılında Fransa Parlamentosu tarafından onaylanan yasa kapsamında Louis Vuitton Vakfı’na finansman sağladım.
Başka bir deyişle, Fransa Cumhuriyeti işletmeleri ve bireyleri kamu yararına işler yapmaya davet ediyordu. Ben de bunu yaptım ve şüpheli durumuna düştüm. Eğer yasa gerçekten bu kadar zararlıysa meclisten kaldırması istenebilir. O güne kadar eylemlerimin arkasındayım. Son olarak aileye gelelim. Biri hakkında altı ay boyunca yazınca kendinizi onun sofrasında hayal edersiniz. O sofrada ben de beş çocuğumu, eşimi ve yeğenlerimi gördüm. Beş baskın karakterin aynı yerde çalışmasına rağmen İtalyan operasına dönmeyen bir ortamın takdir görmesini beklerdim. Haberlere bakılırsa Arnault ailesinde tartışma yok komplo var. Görüş bildirme yok rekabet var. Fazla romanesk.
Gerçek dünyada ise çocuklarım farklı firmaları yönetiyor, ekipler kuruyor, kararlar alıyor ve kutsallara saygısızlık gibi görülmesin ama pazar günleri birbirini arayıp görüşüyor. Ama bu rutin biz söz konusu olunca entrika ile adlandırılıyor. Burada bir sözcük tercihi meselesi var. İzninizle biraz da ciddiyet Lüks üç aylık dönemleri değil jenerasyonları göz önüne alması gereken az sayıda sektörden biri. Bir konyağın satılmadan önce 10 ila 50 yıl bekletilmesi gerekiyor. Şaraplık üzüm bağının istediğiniz hale gelmesi 80 yılı buluyor. Bir çanta veya cam ustasının mesleği öğrenip böyle bir işletmenin kurulması 20 yıl sürüyor ve üç yılda her şey kaybedilebiliyor. Burayı dijital platformlar gibi hızlı bir süreçle yönetemezsiniz. Uzun vadeli bir iş yapıyoruz ve tamamen bana ait olmaması, sorumluluğu daha da artırıyor.
Burası grubun 220 bin mensubuna, Fransa’daki 40 bin çalışanına, buradan geçinen ailelere ve bizim sadece koruyucu olabileceğimiz firmalara ait. Fransa topraklarındaki yüzlerce atölyeden, her yıl meslek öğrenen binlerce çırak ve stajyerden bahsediyorum. Gelgelelim yazı dizisi bunlar hakkında tek cümle etmeye gerek görmemiş. Bunun yerine aile arasında yenen bir yemeği mercek altına almayı tercih etmişler. Bunun editöryal bir tercih olduğu ortada. Özgür bir ülkede biri çıkıp da dedikoduları atölyelere tercih edebilir. Tabii ki daha fazla ilgi çeker. Madam Bacqué ve Madam Schneider için son bir notum olacak. Önceki yazı dizinizde Chanel’in sahibi olan Wertheimer ailesini ele alıp onlar için “sır tutan, sanat hamisi, gözlerden uzak bir şekilde dördüncü kuşağı yetiştiriyorlar” gibi tabirler kullanmıştınız. Arnault’lar içinse “saray, dehşet, rekabet” gibi sözcükler seçmişsiniz. İki aile arasında ne fark var?
Wertheimer’ler sizi kabul etmemişti. Biz ağırladık. Altı ay boyunca talebiniz üzerine çok sayıda yöneticimiz sizinle buluştu, çalışmalarını ve küresel bir grubu işletebilmek için gerekenleri anlattı. Ailem de aynısı yaptı. Beş çocuğum, eşim, hatta ben, gayet fedakar ve titiz bir tavırla size yardımcı olmaya çalıştık. Bu şeffaflığı cezalandırdığınızı düşünüyorum. Bundan sonrası için kulağımıza küpe olsun. Bitirmeden önce gülümseyerek son bir soru sorayım.
1984 yılında Boussac’ı devraldığımda gazeteniz Fransa’nın 40 yıl sonra dünyada lüks sektörünün lideri olacağına, 100’e yakın ülkede Fransız ihtişamının bayrağını taşıyacağına ve hazineye 40 milyar euro’dan fazla katkı yapacağına 1 frank olsun bahis oynar mıydı? Cevap için acele etmeyin. Size Louis Vuitton Vakfı’nda aperitif ısmarlayayım. Şaraplar Fransız olacak. Orada yazı dizisinde yer verdiğiniz bazı karakterlere de rastlayabilirsiniz. Hiç düşünmediğiniz kadar hoş insanlar olduklarını bizzat görürsünüz. Bana gelince, içiniz rahat olsun. Le Monde’un bulmacalarını çözmeye devam edeceğim. En azından onların harika olduğunu inkar edemem”
Odatv.com






